Covid – 19 | Acilde Tıbbi Uygulama Bakım Standartları – II

“COVID-19 Pandemi Dönemi Malpraktis Risk Yönetimi” yazı dizisinin ikincisini okuduğunuz için teşekkür ederek başlamak isterim. COVID-19 pandemisi sırasında tüm dünyada acil servislerde tıbbi uygulama çok farklılaştı. Bu farklılık, hukuki bakım standartlarının ihlali anlamına mı gelmektedir? Elbette bu sorunun yanıtı açıkça “hayır” olacaktır. Sadece COVID-19 salgını sırasında acil servis çalışanlarının sorumluluğu normal dönemden farklı olarak ele alınmalıdır. Yaşanılan sadece bir felaket değil, “ilan edilmiş” bir halk sağlığı acil” durumudur.

Acil Serviste Hekim Sorumluluğu

Bu özel acil durum, bakım standardı açısından çok şeyi değiştirdi.

İlk olarak acil tıp hekimlerinin öncelikleri bir miktar farklılaştı. Birey olarak hasta için en iyisini düşünmek yerine kamunun çıkarları ön plana alındı. Zira hastanın üstün yararı kamunun korunması ile sağlanabiliyordu. “Evde kal, çok gerekmedikçe gelme”, “İzole olman gerekli” söylemlerimizle başlayan bu farklılık bazı ülkelerde bir ventilatörle iki hasta bakılmasına kadar ilerledi. Normalde kabul edilemeyecek şekilde, COVID-19 “”pozitif ve “olası pozitif” hastalar için ayrı bölümler oluşturulması da sözü edilen farklılığı gösteren örneklerdi. Hastaların tek tek üstün yararı, toplum sağlığının öncelenmesini zorunlu kıldı. Hekimler hastalardan, izolasyon kurallarını ihlal ettiklerinde hastaların karşılaşacakları yasal problemleri hatırlatan yazılı onam formları almak zorunda kaldılar. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu zorunlu olarak halk sağlığı önlemleri sebebiyle kısmen de olsa ihlal edilmek zorunda kalındı.

Elbette bir halk sağlığı ölümcül salgını ile karşılaşıldığında çalışan güvenliğinin öncelenmesi ile daha fazla hayat kurtarılması amaçlanabilir. Adli Tıp Kurumu da COVID-19 otopsilerine çok ciddi kısıtlama getirmiştir. COVID-19 tedavisinde kullanılan farklı ruhsatlı birçok ilacın yasal ve etik prosedürler tamamlanmadan kullanımına izin verilmesi, bunları uygulayan hekimlerin sorumluluğunun bulunmaması da aynı kapsamda değerlendirilmelidir. Ancak sonuçları görmeden, kontrol çalışması yapılmadan bu ilaçlarla ilgili başarı hikayesi anlatılması da doğru değildir. Yapılan iş, acil durumda toplum sağlığı için risk almaktır. Bunu bir akademik kazanım olarak lanse etmek hukuken de etik olarak da kabul görmez.

Acil Tıpta Tıbbi Uygulama Bakım Standardı

Acil tıp alanında bakım standardı, pandemi bilim kurulu algoritmalarına dönüştü. Belki de “protokol bakım standardı” diye yeni bir kavram oluştu. Hastayı kateter laboratuvarına götürmek yerine doğrudan doku plazminojen aktivatörü vermek çok daha mantıklı bir yaklaşım olarak benimsendi. Zira haklı olarak eldeki olanaklarla mümkün olan en fazla sayıda hayat kurtarılması hedeflendi. Bu yaklaşım yeni bir standart ya da “COVID-19 Tıbbi Bakım Standardı” olarak ele alınabilir.

Birey açısından bakıldığında ise; “optimum bakım” sınırı getirildiği söylenebilir. Yorulmaz MedikoLegal’in birçok sunumunda aşağıdaki görselle “Elveda Bilimsel Standartlar” söylemi vurgulanmıştı. Yıllardır çok konuşup bir türlü oluşturamadığımız “hekimlerin korkulu rüyası” “Bilimsel Standartların” yerini, mantıklı tedaviye bırakmasının zamanı çoktan gelmişti. Zaten tıbbi uygulamalardaki bilimsel standartların standardı yoktu.

Yukarıda sözü edilen tıbbi bakım standardına “Pandemi Yaklaşımı”; temel standart olan, “benzer koşullarda makul derecede ihtiyatlı bir hekim tarafından sağlanacak bakım seviyesi” ilkesi ile çelişmemelidir. Bu ilkenin ihlali savunulmamalıdır. Açıklanmak istenen statik bir “standart” yerine değişen şartlara uygun mantıklı davranımdır. “Benzer Koşullar” kavramı işin püf noktasını oluşturmaktadır. Önemli olan anı yönetmektir. Benzer koşullarda makul bir hekimin de toplum sağlığına öncelik vereceği açıktır. Hekimlerle ilgili beklenti bu olmalıdır.

Pandemi Döneminde Sağlık Çalışanlarının Hukuki Sorumlulukları

Acil durum, kaynak yetersizliği, personel yetersizliği gibi nedenlerle zorunlu olarak “COVID-19 Tıbbi Bakım Standardı”na geçildiğinde; bireyin gereksinimlerinden çok, toplum sağlığına odaklanılmasının haklı bir yaklaşım olduğu anlaşılır.Bu yaklaşımın kanuni temeli de bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile, sağlığa ulaşım hakkı dahil tüm temel hak ve özgürlükler Anayasal güvence altına alınmıştır. Yine Anayasa’nın 13. Maddesinde yer alan düzenlenme ile “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” hükmü getirilmiş ve temel hak ve özgürlüklerin ancak Kanun bazında bir düzenleme ile sınırlanabileceği düzenlenmiştir. COVİD-19 ve benzeri salgın hastalıklar bakımından bu düzenleme Umumi Hıfzıssıhha Kanunudur.

Bu nedenle “Tıbbi Uygulama Hatası veya İhmal Yükümlülüğü” konusundaki büyük endişeye rağmen, geçmiş halk sağlığı acil durumları sırasında “standart dışı bakım” iddiasıyla açılan dava sayısı “standart dışı uygulama” sayısının çok çok uzağındadır. Kısaca hekimler açısından makul dikkat ve bilgilenme dışında bir endişeye mahal bulunmamaktadır.

Elbette yukarıda sözü edilen farklı standartlara bugünlerde fazla itiraz almayacağımızı biliyoruz. Türkiye’deki hukuk ve sağlık otoritesinden ilerleyen yıllarda geriye dönük incelemelerde bu pandemi standartlarının geçerli olacağı şeklinde; hekimleri cesaretlendirici ya da mevcut cesaretlerini kırmaya yol açmayacak açıklamalar, düzenlemeler duymak hakkımızdır. Bunu talep etmeliyiz. Tıpkı tıbbi uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortamızın bu zor günleri, sigorta ile ilgili sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz müddetçe,  on yıl boyunca kapsayıcı olacağı bilgisi gibi, lehe bilgilere gereksinim olduğu açıktır. Zira, normal koşullarda dahi sıklıkla davalar tıbbi uygulama tarihinden yıllar sonra gündeme ya da hukukun önüne gelir. Bu zor günlerde, bu sürenin daha çok uzayacağı açıktır.

Bu talebimiz aşırı nitelikte değildir. Bazı ülkelerin acil durum yönetiminde yer alan sağlık profesyonelleri ve organizasyonları için sorumluluktan feragat etmelerine izin veren “acil durum yasaları” oluşturmaları karşısında bu talep fazla olamaz. Bu ülkelerde, bu olağanüstü dönem bakımından sadece kasıtlı ya da pervasız davranışların yol açtığı yaralanmalar ve istismar olguları sorumluluk doğuracak konular olarak belirtilmiştir.

Kriz dönemi hekimler açısından yasal olarak koruyucu olmalıdır. Zira acil tıp hekimlerinin olağan zamanda da fazla olan davalı olma riski, üstün bir sağlık hizmetinin sunulması gereken olağanüstü bu ortamda çok daha muhtemeldir.

Bu noktada, bilirkişilerin, bu zor dönemdeki tıbbi uygulamalar nedeni ile suçlanabilecek/dava edilebilecek hekimler için mahkemeleri ikna etmekte zorlanmayacağı öngörülmektedir. Kaldı ki, Hıfzıssıhha Kanununa uygun olarak “protokol bakım standardı” na uygun olarak hareket eden hekimlerin eylemleri Türk Ceza Kanunu bakımından zorunluluk hali sınırları içinde değerlendirilebileceği de düşünülmelidir. I. yazıda olduğu gibi bu II. yazıdaki adli-tıbbi önerilerin değerli hukuk mensupları tarafından yasal mevzuata uygun geçerliliği olan uygulamalara dönüştürülmesini umuyoruz.

Prof.Dr.A.Coşkun Yorulmaz

Adli Tıp ve Adli Bilimler Uzmanı

Open chat