Suça Sürüklenen Çocukların Ceza Sorumluluğunun Belirlenmesi ve Raporlanması

  1. Adli Bilimler Kongresi’nden notlarımızı sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz.

Prof. Dr. Ümit Biçer ve  Prof. Dr. Gürcan Altun moderatörlüğünde yapılan 3. panelinin konusu Suça Sürüklenen Çocuklarda Adli Tıbbi Değerlendirme idi.

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ayşen Coşkun, Ergenlerde Ruhsal Gelişim ve Suça Eğilim konusunda paylaşımlarda bulundu.

Ceza sorumluluğunun; eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği olarak tanımlandığı ancak her iki becerinin de gelişim sürecini tamamlamış olması yani eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılaması ve kavramak için için bir kişinin üst düzey bilişsel gelişiminin tamamlamış olması, ayrıca  duygu ile davranış arasındaki köprüyü kurabilmek ve kontrol mekanizmasının gelişmesi gerektiği belirtildi.

Geçmişte ceza sorumluluğu açısından eski kanun döneminde, farik ve mümeyyizlik kavramının olduğu ve yasal mercilerden farik mümeyyiz olup olmadığının belirlenmesi şeklinde rapor talebi geldiğinde ağır derecede zeka geriliğinin olup olmadığına bakıldığını ancak günümüzde bu bakış açısını değiştirmek gerektiği, çocuk ve ergenin gelişim sürecinin devam ediyor olması göz önüne alındığında, ceza sorumluluğunun tespitinde yapılacak değerlendirmelerin erişkinlerden daha farklı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Çocuğun yaptığı eylemin farkında olma durumu açısından; suç isnad edilen eylemin diğer eylemlerden farkı, niye böyle bir eyleme kalkıştığı, eylemin doğracağı sonuçlar, başkalarının görebileceği zararlar ve kendisine verilebilecek cezalarla ilgili farkındalığının sosyal ve tıbbi boyutu ile araştırılması gerektiği ve çocuğun ceza sorumluluğunun değerlendirilmesinde; ergenin gelişimsel özellikleri, var olan ruhsal bozukluğun ya da fiziksel hastalığın, içinde yaşadığı çevreye ait özelliklerin ceza sorumluluğunu ne düzeyde etkilediğinin değerlendirilmesi gerektiği ayrıntılı olarak açıklandı.

Yapılan çalışmalarda; ergen ve suç davranışı özelliklerinin; suç – riskli davranışlar erken ergenlikte arttığı, geç ergenlikte sabit kaldığı ve sonra azaldığı, ergenlikte suça karışanların %20’sinin erişkinlikte de suç işlediği, ergenlikte, erişkinlikten farklı olarak suç davranışını daha çok dürtüsel ve grup içinde işlendiği, ergenlerin karar verme ve yargılama yetilerinin sosyal ve çevresel faktörlerden etkilendiği, sosyal baskı, duygusal deneyimler, haz arayışı, akran/grup kurallarının etkili olduğu bildirildi.

Gelişimsel özelliklerin değerlendirilmesinde çocuğun fiziksel, bilişsel ve ahlaki gelişimin incelenmesi gerektiği, son yıllarda yapılan bilimsel beyin gelişim çalışmalara göre, eski bilgilerin aksine ergen beyni sanılandan dahaz az geliştiğinin görüldüğü belirtildi.

Çocukla yapılan görüşmelerde; çocuğun sakin bir ortamda iken bir erişkin ile ilişkisinde, bilişsel düzeyde iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırabilmesinin sıklıkla mümkün olduğu ancak aynı çocuğun akranları ile beraberken aynı bilişsel kapasiteyi harekete geçirmekte zorlandığı ve akran grubu içinde dürtüselliğin ön planda olduğu, yüksek riskli davranışlara yönelerek heyacan arayışı içine girdiğine sıkça tanık olunduğuna değinildi.

Riskten çok ödüle odaklanma, düşük risk algısı, duygusal ortamlarda daha dürtüsel davranma, arkadaş baskısı ile baş edememe, ortam tarafından kontrol edilme, plan yapamama,davranışı sergilemeden önce tüm olasılıkları değerlendirmede güçlük gibi durumların etkili olduğu izah edildi.

Çocuğun, sosyal duygusal gelişimi tamamlandığında yani davranışları kontrol eden beyin bölümünün gelişiminin tamamlanması sonrasında dürtü kontrolü, kimlik gelişimi, grup normlarından bağımsız davranmanın mümkün olabileceği, bilişsel gelişimi değil, çocuğun bulunduğu çevresel risklerin de yani aile öyküsü ve psikososyal stres faktörleri de irdelenerek çocuğu suça iten çevresel sosyal ve genetik faktörlere bakılması gerektiği, bu nedenle hekimlerin değerlendirmeleri öncesinde ergenin yaşadığı ev, aile ortamı, çevre, devam ettiği okul, okul başarısı, ergenin tüm yaşam alanlarındaki ilişkilerine ve sergilediği davranışlara ait bilgilerin yer aldığı ayrıntılı sosyal inceleme raporlarının önemli olduğu vurgulandı.

Ayrıca çocuk adalet sistemiyle karşılaşan çocuklarda psikiyatrik sorunların azımsanmayacak düzeyde olduğu, bu sebeple, adalet sistemiyle tanışan çocuk ve gençlerde ruhsal değerlendirmenin tartışmasız öneme sahip olduğu, özellikle  dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranım bozuklukları, özgül öğrenme bozuklukları gibi psikiyatrik tanılar açısından da çocuğun değerlendirilmesi gerektiği zira suça karışan çocuklarla yapılan çalışmalarda bu psikiyatrik tanılı çocukların azımsanmayacak düzeyde olduğu, sadece psikotik bozukluklar ya da retardasyon  ile sınırlı kalındığında ceza sorumluluğu değerlendirmesinde sorunlar olacağı örneklerle anlatıldı.

Ceza sorumluluğunu etkileyebilecek ruhsal durumların değerlendirilmesinde özellikle; suça sürüklenen çocuk açısından çocuk ihmal ve istismarı, tepkisel bağlanma bozukluğu ve dikkat eksikliği yıkıcı davranış bozukluklarına mutlaka dikkat edilmesi ve değerlendirilmesinin önemli olduğu hatırlatıldı.

Dikkat edilmesi gereken hususlar olarak şu hususlar belirtildi: Adli psikiyatrik değerlendirme ile; ceza sorumluluğunu etkileyebilecek bedensel, gelişimsel ve ruhsal etkenleri ve bozuklukları atlamamak, uygun tedbir kararlarının (sağlık, danışmanlık, eğitim gibi) alınmasında doğru yönlendirmeyi yapabilmek, risk faktörlerini belirleyerek gerekli önlemleri alabilmek ve ancak bu şekilde bu çocukları rehabilite ederek topluma kazandırmak.

Prof. Dr. Ayşen Coşkun konuşmasının sonucu olarak şu önerilerde bulundu: Çocukların ceza sorumluluğu ile ilgili yasal düzenlemelerin gözden geçirilmesi, 12-15 yaş grubu çocuklar bakımından ceza sorumluluğunun gelişmediği kabul edilerek yaptırımların güçlü olduğu tedbir kararlarının devreye girmesi, 15-18 yaş grubu çocuklarda ise ayrıntılı adli tıbbi değerlendirme, rehabilitasyon ve tedai ön planda olacak şekilde düzenleme yapılması.

Panelin ikinci konuşmacısı KOÜ Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Başar Çolak; 12-14 yaş grubu suça sürüklenen çocuklarda raporlama konusunu aktardı. Örnek olgular üzerinden yaptığı konuşmasından bir örnek olgu şu şekildeydi:

Olgu :  12 yaş 1 aylık erkek çocuk, 6. Sınıfa gidiyor, dersleri orta,  raporda başka bir bilgi yok.

İddia edilen suç: mala zarar verme

Fiili anlatış şekli: “arkadaşa taş attım okulun camı kırıldı biz de içeri girdik yangın tüpünü aldım arkadaşlara sıktım”

Adli Tıp Şube Müdürlüğü raporu: kendisinde akıl hastalığı veya akıl zayıflığı tespit edilmediği, çocukluk çağı psikiyatrik sendrom arazı bulunmadığı, işlediği iddia olunan mala zarar verme fiilinin hukuki anlam ve sonuçlarını algıladığı davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olduğu.

Bu olguda alınan Sosyal İnceleme Raporunda (SİR); “…ergenlik döneminde olan çocuğun arkadaş grubuna kabul, gruba aidiyet, grup davranışına uyum sağlama gibi istek ve ihtiyaçları olacağı, dürtüsel davranışlarda bulunabileceği değerlendirilmiştir. İşlediği iddia edilen suçun hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayamaz ancak sosyal ve toplumsal açıdan uygun olmadığının farkındadır.”

Mahkeme Adli Tıp Şube Müdürlüğünün verdiği rapor ile SİR arasında bir çelişki olduğu gerekçesiyle olguyu üniversitenin adli tıp anabilim dalına gönderdiği bildirildi.

Prof. Dr. Başar Çolak aslında bir adli tıp uzmanının verdiği rapor ile sosyal hizmet uzmanının verdiği rapor arasında bir çelişki olduğunun söylenemeyeceği çünkü farklı konuları değerlendiren raporlar olduğunu ifade etti.

Adli Tıp Şube Müdürlüğünde düzenen raporun çok kısa olduğu, erişkinden farklı bir değerlendirme yapılmadığı, sadece akıl hastalığına yönelik değerlendirme yapıldığı ve çocuğu değerlendirmekten uzak nitelikte olduğu belirtildi. Burada kanunun ne istediğini bilmenin öneminden bahsedildi.

Bu olgu olaydan bir yıl sonra rapor için adli tıp anabilim dalına geldiğinde; çocuğun olayı aktarış şekline ilişkin ayrıntıların da dikkate alındığı, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları anabilim dalına konsülte edilerek ilerlendiği, çocukla ve baba ile iki kez ayrıntılı görüşme yapıldığı, yapılan görüşme ve psikiyatrik testler sonucunda DEHB olduğu ve ceza sorumluluğunun etkilendiği yönünde bir tespitte bulunduklarını belirtti.

Prof. Dr. Başar Çolak, Adli Tıp Anabilim Dalı olarak suça sürüklenen çocuğun ceza sorumluluğunu  raporlarken; öncelikle ergenlik dönemi beyin gelişimi konusunda bilgi verildiğini, ergenliğin sıkıntılarına ilişkin ve çocukla ilgili alınan tanıya ilişkin açıklama yapıldığını vurguladı.

Ceza sorumluluğu muayenelerinde aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çekti:

  • Olay tarihi ve SSÇ’nin olay sırasındaki yaşı
  • Biyopsikososyal gelişim
  • Çocuğun olay sırasında bilinç eylem özgürlüğünü etkileyecek tıbbi bir tablo içinde olup olmadığı
  • Olayın türü ve gerçekleştirilme biçimi ve koşulları
  • Yapmış olduğu eylemi değerlendirme şekli
  • Olay öncesi sırası sonrası tutum ve davranışları,
  • Tıbbi ve kriminal öyküsü
  • Yaşadığı çevre ve aile yapısı
  • Muayene bulguları ve testler

Çocuk değerlendirilirken multidisipliner çalışma yapılmasının çocuğun üstün yararı için önemli olduğunu, Prof. Dr. Ayşen Coşkun’un da konuşmasında vurguladığı üzere, ceza sorumluluğunu değerlendirme yapmakla yetinilmemesi, çocuğun topluma kazandırılabilmesi için ileri dönük için tedbirlerinin de belirtilmesi gerektiğinin çok önemli olduğunun altını çizdi.

Panelin 3. Konuşmacısı, Süleyman Demirel Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Dr. Abdülkadir Yıldız, 15-17 Yaş Arası Suça Sürüklenen Çocuklarda Örneklerle Raporlama konusunu ele aldı.

15-17 yaş arası çocuklar için; temel bilişsel işlevlerin ve mantıksal akıl yürütmenin 16 yaş civarında olgunlaştığı, bu dönemde zaman ve akran baskısının bulunmadığı, bir yetişkine danışma imkanı bulunduğu, dürtüsel karar verebilme tehlikesinin minimal olduğu, kendisi hakkında medikal kararlar alabilme gibi yasal yeterlilik gösterebildikleri, duygusal uyaranların yoğun olduğu, kendilerini sınırlamada güçlük çektikleri durumlarla ilgili olan psikososyal olgunlaşmanın ise henüz tamamlanmadığı,  bilişsel kapasiteyi harekete geçirmekte zorluk yaşadıkları, akran grubu içinde dürtüselliğin ön planda olduğu, yüksek riskli davranışlara yönelerek heyecan arayışı içine girdikleri durumlarda kararlılık gösteremedikleri, komplike karar verme, risk ve ödül değerlendirmesi, önceden plan yapabilme gibi yüksek bilişsel fonksiyonlar için gerekli nöroanayomik gelişimlerini tamamlamadıkları, 15-17 yaş aralığı ergenlerde, bilişsel olgunlaşma ile psikososyal olgunlaşma arasında bir olgunlaşma açığı “maturation gap” yaşandığı bir dönem olduğu konusunda bilgi aktarıldı.

Mevcut durumda; 15-17 yaş grubu çocukların ceza sorumluluğunun değerlendirilmesinde; yalnızca SSÇ’nin akıl hastası olduğu ileri sürüldüğünde veya bu yönde terddüt oluşması durumunda yetişkinlerde olduğu gibi bir akıl hastalığının varlığı veya yokluğunun değerlendirildiği, sadece yaş küçüklüğü nedeniyle “işledikleri suçlar bağlamında irade yeteneğinin zayıf olduğu normatif olarak kabul edilmiştir” diyerek azalmış kusur yeteneğine sahip olduklarından hareketle indirilmiş cezaya hükmedileceğinin belirtildiği izah edildi.

Adli tıp uzmanlarının 15-17 yaş arası çocukların ceza sorumluluğu değerlendirmesinde sıklıkla karşılaştıkları hususların şunlar olduğu belirtilerek, olgu örnekleri üzerinden anlatıldı:

  • Çocuğun mental veya ruhsal bir patolojisinin bulunmadığı durumlar
  • Çocuğun gerçeği değerlendirme ve yargılama yeteneğini veya davranışlarını yönlendirme yeteneğini etkiletecek nitelikte bir mental veya ruhsal patolojisinin bulunduğu durumlar
  • Çocukta genel olarak ceza sorumluluğunı etkileyecek nitelikte olmadığı değerlendirilebilen ancak çocukların biyolojik ve psikososyal gelişimini etkileyen mental veya ruhsal patolojilerin (sınır düzey mental kapasite, hafif düzey zihinsel yetersizlik, DEHB vb) bulunduğu durumlar
  • Muayene tarihinde 15-17 yaş arasında ancak suça sürüklenme tarihinde 12-14 yaş arasında olan ve geçmişe yönelik ceza sorumluluğu değerlendirmesi istenen durumlar.

Çok önem verdiğimiz bu konuda, çok verimli bir panel izlemiş olduk. Hocalarımızın tecrübelerini ve olgu örneklerini bizlerle paylaşması, teorik bilgilerin pekişmesine de destek oldu.

Bu konuda özellikle akranlar arası cinsel istismar iddialarında çocukların ceza sorumluluğunun geriye dönük değerlendirilmesi hususu ile ilgili olarak 14. Türk Ceza Hukuku Günleri’nde sunduğumuz “Cinsel İstismar İddialarında Suça Sürüklenen Çocukların Ceza Sorumluluğunun Retrospektif Değerlendirilmesi (Yazgülü Taştemir/ Zehra Koyuncu/ Büşra Arslan/ Arda Akay/ Rahime Erbaş/ Işılay Balcı/ Meltem Aksoy/ Gülben Albayrak/Burak Doğangün/ Coşkun Yorulmaz)”   konulu sunumumuzun makalesinin de yer aldığı tebliğ kitabı basım aşamasında olup yayınlandığında sizlerle de paylaşacağımızı bildiririz.

  1. Adli Bilimler Kongresi’nde de “Çocuklarda Ceza Sorumluluğu Değerlendirmesinde Yaşanan Güçlükler : 4 Olgu Sunumu” başlıklı aşağıdaki poster bildiri sunulmuştur.

Hukuki anlam ve sonuçları anlama yeteneği bulunup davranışlarını yönlendirme yeteneği bulunmayan suça sürüklenen çocukların durumunu bu web sitesinde daha iyi anlatmaya çalışacağız

Çocuklarda Ceza Sorumluluğu Değerlendirmesinde Yaşanan Güçlükler : 4 Olgu Sunumu

Çocuklarda Ceza Sorumluluğu Değerlendirmesinde Yaşanan Güçlükler : 4 Olgu Sunumu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Open chat