Kendinizi Sınayın

Bu sınamalar ile konular hakkındaki bilgilerinizi test etmeyi ve arttırmayı planladık.

12 yorum

  • İpek ESEN MELEZ

    Merhaba, bu özenli yanıt için teşekkür ederim. Yanıtı şimdi gördüm. Çoşkun Hocam gibi, bu platformda emek gösteren hukuk ekibinin de özenle çalıştığını görmüş oldum. Ancak yine de, “Anne karnında bir bebek ne zamandan sonra insandır?” sorusunun yanıtının hiçbirimizde bilimsel çerçevede net olarak bulunduğunu düşünmediğimden, hukuk normlarındaki ‘viabilite’ değerlendirmesi öncesi bebeğin annenin parçası olması yaklaşımının tersine iki ayrı canın karşılaştırıldığı bir yaklaşımla bakılması halinde, o zaman bebeğin yaşama hakkının, ailenin bakmak zorunda kalmakla iddia edeceği tazminat hakkından çok daha önde olacağını düşünüyorum. Bebeğin kişilik haklarına dair tartışmalar Yargıtay yorumunda da doğumla başlatılan kararlarda görülmekle birlikte, medeni kanun uygulamaları ve bazı uluslararası sözleşmelerde de, şartlı hak ehliyetinin, fiili hak ehliyetine dönüşmesi şeklinde bir tanımla anne karnına düştüğü andan itibaren deontolojik anlamda ‘kişilik hakları’ terminolojisinden de bahsedilebilir. O zaman bu değerli ekibin bir de bu açıdan bebeğin ‘kişilik’ haklarına bakışı karşılaştırmalı olarak yorumlamasını rica ediyorum. Asla, hukuk ekibine bir polemik olarak yazıyor değilim, sundukları verilerin hukuki dayanaklar olduğunu, bunlarda bir polemik olmadığını bilerek, ancak hukuk içinde normların çatışmasının ve bilimin çerçevesini çizemediği boşluklar nedeniyle hukuki ön kabullerin bazen kaçınılmaz olarak deontolojik tartışmalar oluşturduğunu görerek burada paylaşmak üzere yazıyorum. Coşkun Hocam, bu platformun tam da böyle olmasını istiyordu, bu nedenle gönül ferahlığı ile soruyorum, eksiklerim varsa öğrenmekten korkmadan, hukuken çelişkiler varsa sorgulamaktan korkmadan soruyorum. Hukuk ekibinin emeklerine tekrar tekrar teşekkürlerimle..

  • Yorulmaz Medikolegal

    (Cedaw)Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığının önlenmesi sözleşmesi’ne Türkiye de taraftır ve bu sözleşme hükümleri ülkemiz açısından da kanun niteliğindedir. Küretaj konusundaki düzenlemesi şu şekildedir:

    Sözleşmenin 12. maddesinde aile planlaması dahil sağlık bakım hizmetlerinden kadın ve erkeğin eşit olarak yararlanması için, sağlık alanında kadınlara karşı ayrımı ortadan kaldırılması öngörülmektedir. 16. maddede ise kadınların çocuk sayısına ve çocukların ne zaman dünyaya geleceklerine dair serbestçe karar verme hakkının devlet tarafından sağlanması gerektiği belirtilmiştir. Bu çerçevede kadınların bedenleriyle ilgili kararları kendilerinin vermesi garanti altına alınmak istenmiştir.

  • Yorulmaz Medikolegal

    Merhaba, katkılarınız ve sorunuz için teşekkür ederiz.

    Gebelik sonlandırmalarında eşin rızasının aranması üzerinde çok tartışılan ve pek çok hekim ve hukukçunun da artık yasal düzenlemelerde yer almasını yerinde bulmadığı bir durumdur. Bununla beraber mevcut durumda Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un 6. ve Tüzüğün 13.maddesinde eşin rızası aranmakta ve ayrıca işaret edilen Tüzüğün eki halindeki izin belgesinde de eşe ayrılmış bölümler olduğu görülmektedir. Hal böyle olunca, eşin rızası aranmaksızın yapılan müdahale de hukuka aykırı olacaktır. Koşulları gerçekleştiğinde hukuki ve idari- mesleki sorumlulukları gündeme  gelebilir. Ancak eşin gerçekten uzak bir yerde olması vb çeşitli nedenlerle gelip rıza göstermesi ve formu imzalaması mümkün olmayabilir. İşte tam bu noktada anılan ekte yer alan   “Getirdiğim belgedeki imzanın eşime, vasime ait olduğunu ve bundan doğacak hukuki sorumluluğun bana ait bulunduğunu beyan ederim”  açıklaması bir kolaylık yaratmaktadır. Gebe kadın eşinin imzaladığı ya da  eşinin imzaladığını söylediği bir belge ile gelirse, o belgenin gerçeği yansıtmamasının sorumluluğu da kadının kendisinde kalmaktadır.
    TCK m.99  çocuk düşürtme suçunu içermektedir. Bu maddeye göre, kadının rızası yokken gebeliğin sonlandırılması, 10 haftadan büyük gebeliğin tıbbi endikasyon olmaksızın sonlandırılması, ayrıca bunların netice sebebiyle ağırlaşmış ve nitelikli halleri düzenlenmiş, 6 fıkrada ise suç sonucu oluşan gebeliklerin 20 haftaya kadar sonlandırılabileceği öngörülmüştür. TCK 99 babanın rızasına ilişkin  bir belirleme içermemektedir. Dolayısyla babanın rızası olmaksızın müdahale gerçekleştirildiğinde    cezai sorumluluk söz konusu olmayacaktır.

  • Yorulmaz Medikolegal

    Sayın İpek Melez Esen, katkılarınız ve sorunuz için teşekkür ederiz. 

    Viabilite sınırı 24. hafta, hatta ilerleyen yenidoğan yoğun bakım imkanları da göz önüne alındığında 22. haftaya kadar dahi çekilebilir. Bu hafta geçtikten sonra hekimler mesleki özerkliklerine ve tedavi serbestliğine dayanarak tıbbi tahliyede bulunmayı reddedebilirler, ancak böyle durumlarda dahi  hastayı uygun şekilde aydınlatarak bunu yapan bir merkeze refere etmeleri gerekir. Zira yasal düzenlemeler göz önüne alındığında: ne Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ne de ona bağlı Rahim Tahliyesi ve sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’te gebeliğin tıbbi endikasyonlarla sonlandırılması bakımından bir üst sınır öngörülmemiştir. Bu bir bakıma da isabetlidir. Çünkü maternal bir endikasyon da fetal bir endikasyon da erken dönemde ortaya çıkmayabilir ya da tanısı konamayabilir. Maternal endikasyonlarla sonlandırılan gebeliklerde amaç annenin yaşamını veya sağlığını kurtarmak ve korumaktır. Ancak fetusun da yaşaması istenmektedir. Fetus viable hale gelmişse onun yaşamı da, annenin yaşamının yanında ikinci bir değer olarak ele alındığından canlı doğduğu takdirde yaşatılması için de elden gelen tüm tıbbi bakım şüphesiz gösterilecektir, gösterilmektedir de. Daha erken haftalarda ise günümüz imkanları fetusun yaşatılması için zaten yeterli değildir. Fetal endikasyonla yapılan sonlandırmalarda ise amaç annenin korunması değil, anomalili bir fetusun doğup yaşamasına engel olmaktır. Tüzükte yer alan endikasyonlarla örtüşen ağır bir fetal anomali olgusu viabilite sınırının ötesinde saptanmış ve anne de aldığı prenatal danışmanlık sonrası bu gebeliğin devamını istemiyorsa, yasal düzenlemeler bir üst sınır koymamış olmasına rağmen, onun bu hakkı kullanmasına engel olmak ve anomalili çocuğu doğurmaya zorlamak önemli hukuki sorunlara yol açabilir. Örneğin tanısı geç konmuş bir Down sendromu, Edwards sendromu gibi kromozomal anomaliler, anensefali, ekstrofi vesica vb..ağır malformasyonlarda mevcut endikasyona ve annenin rızasına rağmen, gebeliği sonlandırmayıp anomalili çocuk doğurmasına yol açan hekimin o çocuk nedeniyle uğranılan maddi ve ayrıca manevi zararlardan sorumluluğu gündeme gelebilir. Bununla birlikte, Türkiye Jinekoloji ve Obstetri Derneği, yaşamla bağdaşan anomalisi bulunan olgularda, yasal düzenlemelerde gebelik sonlandırılması ile ilgili bir üst sınır belirtilmemesine rağmen viabilite sınırı aşılmış ise gebelik terminasyonu düşünülmeyip gebeliğin takibe alınması gerektiğini belirtmektedir (https://www.tjod.org/kadin-hastaliklari-ve-dogum-hekimligi-acisindan-tibbi-etik-konulari/).
    24 haftadan sonra gebelik haliyle küretaj ile sonlandırılmaz, küretajdan ziyade embriyotomi gibi uygulamaya dönüşür ve pratikte de uygulanmaz. Dolayısıyla doğurtulması gerektiği doğrudur. Ancak bu endikasyondan ziyade gebeliğin haftası ile ilgili bir konudur. Kimi zaman 13-14 haftalık gebeliklerin dahi kürete edilmesi tercih edilmez, intraamniyotik, ekstraamnitik uygulamalar denenebilir, prostaglandinler ile uyararak indüksiyona başlanabilir, yani bir tür minyatür doğum gerçekleştirilir. Hafta ilerledikçe küretajdan uzaklaşılarak doğurtulmasına ağırlık verilir. Dolayısıyla ileri haftalarda, viabilite sınırını aşmış anomalili bir fetusun da yine haliyle kürete edilmesi değil, doğurtulması söz konusu olacaktır.
    Viabilite sınırını aşan fetusların, travayda mord olması hali saklı, immatür doğum ya da prematür olarak  canlı doğması söz konusu olacaktır. Gebelik haftası ne kadar ileriyse bu olasılık o derece artmaktadır. İşte bu nokta önemli sorunsal oluşturmaktadır. Çocuk TMK’ya göre sağ olarak ve tamamıyla doğduğu anda kişilik kazanmakta ve öldürme suçunun koruması altına girmektedir. Dolayısıyla ölümüne yönelik bir müdahalede bulunmak öldürme suçuna yol açacaktır. Şayet yaşamla bağdaşmayan çok ağır bir anomali varsa, yenidoğan çocuğun kısa zamanda kendiliğinden ölmesi söz konusu olabilecekse de, örneğin bir Down olgusu pekala da yaşamını sürdürebilir. Bu kez ona gereken tıbbi bakımı vermemek, en azından ısıtıcıya koymamak, aspire etmemek, beslememek, sıvı vermemek vb temel uygulamalardan kaçınmak ihmal suretiyle öldürme suçuna yol açabilecektir. Ailenin bir şekilde dünyaya gelip yaşamasını istemediği ve bu yüzden gebeliğin doğum beklenmeksizin erkenden sonlandırılmasını istediği çocuk yine canlı olarak doğmuş ve kişilik kazanmış olacak ve ailenin bu saatten sonra onun ölümünü talep etmesi gibi bir durum hukuken kabul edilemeyecektir.   İşte bu noktada fetosid uygulamaları önem taşımaktadır. Fetus henüz anne karnındayken kişi değildir, annenin bir parçasıdır. Kişi olmadığı için öldürme suçunun mağduru haline gelemez, fetusun ölümüne yol açan eylemler ancak anneye karşı yaralama olarak ele alınabilir. Annenin rızası hukuka uygunluğu sağlayacağından yaralama suçu oluşmaz. Fetus çocuk düşürtme suçunun korumasındadır. Bu da tıbbi endikasyona ve yine annenin rızasına dayandığından çocuk düşürtme suçu da söz konusu olmayacaktır. Ötanaziye hukukumuzda izin verilmemiştir, kasten öldürme olarak ele alınmaktadır. Ancak bir an için, ötanazinin yasak olmadığı varsayılsa dahi, intrakardiak K uygulaması ile fetusun yaşamına anne karnında henüz doğup kişilik kazanmadan son verileceği için, ne öldürme ne de ötanazi söz konusu olmayacaktır. 

  • İpek Esen Melez

    24 haftadan sonra tahliyenin terminolojik karşılığı ‘doğum’ haline geldiğinden, bu haftadan sonra her türlü terminasyon uygulaması öldürme veya onayı alınmamış bir ötenazi ile eşdeğer olacaktır. Bu nedenle, tıbbi endikasyonda annenin yaşamı tehlikede değilse, 24 haftanın önemli bir hukuki sınır olarak var olduğunun kabulü gerektiği şeklinde fikrimi not düşmek ve farklı hukuki değerlendirmeler varsa sormak istedim. Zaten, bu güzel platformun da, farklı uzmanlıklardan böyle derinlikli fikir alışverişleri için kurulduğunu, nice öğrenmelerle takip ediyorum. Herkese tavsiye ediyorum.

  • Kendi alanindq tek olan bu hizmetiniz hem biz hekimler hem de ulasan kisiler icin coook faydali ve hayati onem tasimakta..cok tebrikler ederm

  • Melek Özlem Kolusayın

    Doğru ve eksiksiz bilgi olmadan bir Uzman görüşü de olamaz.Alanımızda bir ilk olan online test çalışmalarıyla,paylaştığınız değerli bilgilerle ve toplantılarla biz bilirkişileri aydınlattığınız için teşekkür eder,saygılar sunarım.

  • Gayet özet test ve bilgi formu olmuş. Elinize sağlık . Evli kadında eş onayı konusunda detaylı bilgi edinirsek daha memnun olurum. Örneğin ayrılık aşamasında ki kadın da bu ciddi sorun oluyor.

  • Eş ten izin ceza da yok medeni yasa da var sanırım Kad doğ cuyu bağlamıyor diye biliyorum

  • Soru/yanıt şeklindeki yoğun eğitici kendini sınama / bilgilendirme için teşekkür ederim.
    Saygılarımla.

  • Cevriye Beyza Karan

    Sorular ve neticesinde aktarılan bilgiler yeterli. Ucta kalmış bi konuda test yaptım ve yeni bilgiler edindim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Open chat
%d blogcu bunu beğendi: