Brakial Pleksus Zedelenmesi – Anayasa Mahkemesi Kararı

Anayasa Mahkemesi’nin Hamdullah Aktaş ve diğerleri 2015/10945 başvuru numaralı, 19.07.2018 tarihli kararında özetle;

Devlet hastanesine doğum için giden hastaya ebe tarafından normal doğum yaptırılmış, bebek 17.05.2001 tarihinde 5 kg doğmuştur. Bebekte sol kol brakiyel pleksus zedelenmesi gerçekleşmiş olup Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde halen tedavisine devam edildiği belirtilmiştir. Aile, sağlık personelinin yanlış ve ihmal içeren davranışı nedeniyle sol kolun sinir sisteminde zedelenmeye yol açtığını belirterek kusurlu olduğu iddiasıyla idare mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

Yargılama sürecinde alınan ATK raporunda; doğumun normal zamanda ve şekilde gerçekleşmesinin tıbben uygun olduğu, travayda gelen bir gebenin doğum ağırlığının tespit edilemeyeceği, doğum ile fark edilen zedelenmeye o esnada müdahale edildiği, brakiyal pleksus zedelenmesinin bir doğum komplikasyonu olduğu belirtmiştir.

İdare mahkemesi bu rapora dayanarak davayı reddetmiştir. Danıştay ise; maddi tazminat bakımından bu rapordaki değerlendirmeleri gözetip maddi tazminat taleplerinin reddi kararını doğru bulup onamıştır. Ancak tıbbi kayıtların bulunmaması gerekçesiyle sağlık hizmetinin kusurlu yürütüldüğünü belirterek manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Davacı aile, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi’nin(AYM) bu kararı, birkaç açıdan çok önemli.

AYM; bilirkişi raporlarına itirazları, uzman mütalaalarını göz ardı ederek sadece (ATK raporu) bilirkişi raporunu gerekçe göstererek hüküm kuran ilk derece mahkemesinin yetersiz gerekçesini hak ihlali olarak kabul etmiştir.

 Kararda; “Tıbbi müdahaleyi yapan kişiden komplikasyonu öngörmesi beklenmez; ancak risk gerçekleştiğinde gerekli tıbbi müdahaleyi yapması bakımından müdahaleden önce “temel birkaç verinin” saptanması gerekir” denilmiş devamla, “dosya içeriğinde bu gibi temel verilerin tespit edilip hastanın risk konusunda bilgilendirildiğine dair herhangi bir verinin bulunmaması” hususu irdelenmiş, aydınlatılmış onam mevzusu bir kez daha karşımıza çıkmıştır.

Hastaya ilişkin tıbbi belgelere erişilemediği zira hasta dosyasının kaybedildiği iddiasını değerlendiren AYM, hekimin ve ebenin savunmalarını yetersiz bulmuş, hastanenin de sorumlu olduğunu vurgulamıştır. Netice olarak AYM, bireysel başvuruda bulunan aile bakımından sadece manevi tazminata hükmedilip maddi tazminata hükmedilmemesini hak ihlali saymış ve yeniden yargılama yapılması gerektiği yönünde karar vermiştir.

Bu karar çerçevesinde bir kez daha vurgulamak gerekir ki;

*Bilimsel mütalaa ile resmi bilirkişi raporlarının birlikte değerlendirilerek hangi rapora hangi gerekçe ile dayanıldığının gerekçeli kararda belirtilmesi gerekmektedir, zira bilimsel mütalaa ile bilirkişi raporu arasında bir önem ve öncelik ilişkisi yoktur.

*Tıbbi kötü uygulama niteliğinde olmayıp komplikasyon olarak değerlendirilen bir vakada, komplikasyonun tıbbi standartlara uygun biçimde yönetilmemesi de sağlık profesyonelinin sorumluluğunu etkilemektedir.

*Aydınlatılmış onam belgesinin salt imzalatılmış olması, her zaman için koruyucu nitelikte olmayabilir.
*Tıbbi kayıtların ve sağlık personellerinin beyanlarının tutarlılığı, malpraktis risk yönetiminde tartışmasız bir öneme sahiptir.

Av. Yazgülü Taştemir

Open chat