Covid -19 Döneminde Malpraktis Davalarından Korunma Hakkı

Bu yazıda, Tıbbi Uygulama Hatası iddiası riski yüksek covid-19 Pandemi döneminde, Dünyada hekimlerin daha verimli çalışabilmesinin önünü açan, alınan hukuki önlemlerin belirtilmesi amaçlandı.

Ayrıca, bu önlemler açısından Türkiye’deki yasal mevzuatın uygunluğunun tartışılması, hekimlerin oluşturacağı talepler açısından nesnel kriterler belirlenmeye çalışıldı.

saglık calışanlarının malpraktis davalarından korunma hakkı

TTB ve uzmanlık dernekleri gibi, sivil toplum örgütlerinin hekim hakları için destek oluşturması gereksinimi ortaya konulmaya çalışıldı. Sorumluluk Sigortası sağlayıcılarını bu yazıya ve önerilerine katkısı; sigorta ve sigortalılar adına ciddi bir “malpraktis risk yönetimi” sağlayacaktır.

Tıbbi uygulama hataları iddialarının hukuki çözümü süreci, oldukça maliyetli ve taraflar açısından yıpratıcıdır.

Pandemi döneminin arabuluculuk, tahkim ve aşağıda sıralanacak sağlık çalışanı hakları konusundaki hukuki düzenlemeler gibi alternatif çözümler oluşturması bir ümit olmalıdır.

Sosyal devlet olma niteliği gereği kişilerin yaşam haklarının korunması, gerekli ve en uygun sağlık hizmeti almaları Devletin yükümlülüğüdür.

Devletin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesinin anayasal ilkelerle çelişeceği açıktır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinin üçüncü fıkrasında Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama ödevi verilmiştir.

Sağlık hakkı, insanların sağlıklarının korunması, hastalandıklarında iyileşmeleri, tıbbi bakım görebilmeleri ve tedavi edilebilmeleri için Devletin sağladığı her türlü imkândan yararlanma hakkıdır.

Anayasa ile güvence altına alınan sağlık hakkından yararlanmak, kural olarak bireyin talebine ve rızasına tabidir. Nitekim, Anayasa’nın 17. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz” şeklindeki düzenleme ile, kişilerin kendi bedenleri üzerinde karar verme yetkisi olduğu,  istisna tanınarak vurgulamıştır.

Devlet, bireylerin yaşam hakkını, kamusal makamların, diğer bireylerin ve kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı da koruma yükümlülüğü altındadır.

Dolayısıyla kişinin sağlığı ve beden bütünlüğü üzerindeki tasarruf hakkı, kendisi ve üçüncü kişilerin müdahalesi yönünden mutlak ve sınırsız değildir.


Covid-19 Pandemi Döneminde Hekimlerin “Özgürce Bilimsel ve Etik Kararlar” Alma Hakkı

Bu açıdan bakıldığında; kendisi ve çevresi için tehlike oluşturan bir psikiyatri hastasının zorla hastaneye yatırılması ve tedavi edilmesi, istemsiz yatış endikasyonu, acil ve hayati tehlike arz eden durumlarda rıza aranmaksızın tıbbi tedavi uygulanması, kişinin kendi bedeni üzerinde karar verme hakkının sınırlamalarından bazılarıdır.

Kimi zaman bu kısıtlamalar, bireyin sağlığı kadar toplum sağlığı için de gerekli olabilmektedir. Bunun en somut örneği Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile getirilen tecrit, karantina ve zorunlu tedavi uygulamalarıdır.

Bu kapsamda başka bir yazıda ele alacağımız; Covid-19 tanısı konulup, tedavi ya da izolasyonu reddeden hastaların yönetimine de bir gönderme yapılabilir.

Yukarıdaki düzenlemeler ve ilkeler ışığında, birey üzerinde “istemli” ya da “istemsiz” tanı ve tedavi işlemlerini uygulayacak olanlar ise hekimlerdir.

Hekimin öncelikli görevi, hastalıkları önlemeye ve bilimsel gerekleri yerine getirerek hastaları iyileştirmeye çalışarak insanın yaşamını ve sağlığını korumaktır.

Bunların yanında hastasının zarar görmemesi ve tedavinin olumlu sonuçlanması için, bilimsel tüm kuralları yerine getirmek, hastanın durumunu ivedi bir şekilde saptamak, mevcut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak ve uygun tedaviyi ivedi bir şekilde belirleyip uygulamak zorundadır.

Bu nedenle tedavi yönteminin belirlenmesi temel olarak hekimin görevidir. Bu seçimi yaparken bilimsel kanaatine göre belirleyeceği en güvenilir yolu seçmesi gerekir.

Hekimin sahip olduğu bu haklar, aynı zamanda hastanın “özgürce bilimsel ve etik kararlar” verebilen bir hekim tarafından tedavi edilme hakkının da yansımasıdır.

Dünya genelinde yapılan bilimsel araştırmalar neticesinde tıp bilimi sürekli gelişmekte ve buna bağlı olarak değişmektedir.

Bu gelişmeler hekimler tarafından takip edilerek, etkinliği kanıtlanmış, olası riskleri ve istenmeyen sonuçları bilinen, tıp otoritelerince kabul edilmiş güncel tanı ve tedavi yöntemleri arasından hastaya en uygun olanını belirlemek, olağan dönemlerde mümkündür.

Ancak aynı şeyi Covid-19 Pandemisinin yaşandığı “olağanüstü” dönem için söylemek mümkün değildir.


Pandemi ve Sağlık Çalışanı Hakları

    * Pandemi döneminde, istifa etmesi ve işten çıkarılması yasaklanan, tıbbi hizmetlerin işleyişini sekteye uğratmamak, kendilerinin ve sağlık kuruluşlarındaki diğer hastaların sağlığını riske atmamak için her türlü kısıtlamaya maruz kalan hekimlerin, olağan dönemlerdeki gibi serbestçe karar verebildikleri söylenebilecek midir? 

    * Olası bulaş tehlikesini ekarte etmek için acil bir durum olmadıkça hastalara evlerinde kalmasını söyleyen, Bilim Kurulunun önerileri doğrultusunda hasta yaklaşımı ile tedavi algoritmaları ve protokollerini uygulamak durumunda kalan hekimlerin; “özgürce bilimsel ve etik olağan kararlar” alabildiğini söylemek ne kadar mümkün olacaktır?

    * Diğer taraftan, özellikle ilk aydaki Pandemi karmaşası içerisinde, dünya genelinde Covid-19’a karşı etkinliği ileri sürülen bir tıbbi uygulamanın ertesi gün reddedildiği, rehberlerin her gün güncellediği durumlar hesaba katıldığında; tüm bunların yükünü hekimlere yüklemek de kadar doğru olacaktır?

Hemen burada, olağanüstü bir dönemde Devlet tarafından alınan bu tedbirlerin, getirilen kısıtlamaların ve alanında uzman kişilerden oluşan kurulların önerilerinin bir eleştirisinin yapılmadığı belirtilmelidir.

Aksine el birliği ile sağlanan başarı öyküsünde, yadsınamaz rolü olan hekimler açısından olağanüstü bir dönem yaşandığının altı çizilmelidir.

Yazının başlığının içinin doldurulabilmesi için, tabloda mevcut soruların cevaplarının verilmesi gereklidir. Aksi halde, bu günün kahramanları, aylar yıllar sonra açılacak ve yıllarca sürecek malpraktis davalarının muhatapları olabilecektir.

Halen geçirmekte olduğumuz olağanüstü günlerin olağanüstü koşulları dikkate alındığında; sağlık çalışanlarının bu davalarda aklanmaları, zorunluluk hali, kusur kavramı ve benzeri genel hukuk normları yorumlamalarıyla kuvvetle muhtemeldir.

Önceki yazılarımızda belirtildiği gibi, bugünden bir tedbir alınması, insanüstü gayretle çalışan bu meslek mensuplarının motivasyonlarını artıracak, “çekinik” davranmaları engelleyecek ve böylelikle toplum sağlığına fayda sağlayacaktır.


Dünya’da Pandemi Stresi Altında Sağlık Çalışanı Haklarındaki Düzenlemeler

Bugün birçok ülkede, Pandemi bir halk sağlığı acil durumu ilan edildikten sonra hekimlerin sorumluluğunun hekimler lehine dar bir çerçevede sınırlanabileceği konuşulmaktadır.

Dahası bu konuda yasal düzenlemeler getirenler de olmuştur. Bu bağlamda ABD New York Eyaletinde kabul edilen ” Executive Order, Continuing Temporary Suspension and Modification of Laws Relating to the Disaster Emergency” ile ( New York Afet Acil Durumuna İlişkin Yasaların Geçici Olarak Askıya Alınması ve Değiştirilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname) * tedbirler yasal düzenlemeye kavuşmuştur.

Elbette bunlar sorumsuzluk yasaları şeklinde değildir. Ancak potansiyel davaları, dava açabilme çıtasını yükselterek, azaltacakları açıktır.

Bu yasal düzenlemenin ek olarak sunulması örnek olarak görülmesine katkı sağlama amaçlıdır. Zira  Türkiye’de böyle net bir bildirim bulunmamaktadır.

Düzenlemenin ilgili bölümleri Covid-19 Tedbirleri Kapsamında Dünyada Yasal Düzenlemeler başlıklı yazımızda gösterilmiştir. Söz konusu yazıda bu yazının yayınlanmasından üç gün sonra Resmi Gazete’de yayınlanan Tıbbi Mesuliyet Sigortası ile ilgili COVID-19 dönemine özgü yasal düzenlemeyi de bulabilirsiniz.


Türkiye’de Pandemi Döneminde Sağlık Çalışanlarının Farklılaşan Hakları

Türk hukuk mevzuatı tarandığında emsal olabilecek, yani hekim sorumluluğunu sınırlandıran bir düzenlemenin olduğu da görülecektir.

Gerçekten de 04.07.2012 tarihinde kabul edilen 6354 sayılı Kanun ile, Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 153. Maddesine “Gebe veya rahmindeki bebek için tıbbi zorunluluk bulunması hâlinde doğum, sezaryen ameliyatı ile yaptırılabilir.

Gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen, doğumu takiben anne veya bebekte meydana gelebilecek istenmeyen sonuçlardan dolayı hekim sorumlu tutulamaz” şeklinde iki ek fıkra eklenmiştir.

Normal doğumların özendirilmesi ve tıbbi endikasyon olmadıkça sezaryen yapılmaması amacıyla çıkarılan bu kanun ile, olası malpraktis iddialarına (davalarına) karşı hekimler kısmen de olsa koruma altına alınmış ve bir tür sınırlı sorumluluk hakkı tanınmıştır.

Benzer bir yaklaşımın, pandemi dönemindeki uygulamalar bakımından, olağanüstü durum sebebiyle “özgürce bilimsel ve etik” kararlar alabilme imkanı kısıtlanmış sağlık çalışanları için sergilenmesi zorunludur.

Bu alanda çalışan hukukçuların ve en başta sağlık çalışanlarının, dünyanın çeşitli ülkelerinde kabul edilen düzenlemelere benzer bir düzenleme üzerinde çalışarak Türkiye’de de bir talep oluşturması gereklidir.

Adli bilimler alanında yazılmış kısıtlı sayıdaki makaleler; önümüzdeki günlerin covid-19 potansiyel sorumluluk davaları açısından ciddi risk taşıdığını göstermektedir.

Bu durumda, Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nın hekimler aleyhine olumsuz sonuçlanmayacağı öngörülen, ancak bugün itibariyle hekimlerin çalışma motivasyonlarını azaltacak ve “çekinik” davranmalarına neden olabilecek olası bu davaları önlemek adına harekete geçmeleri, uygun bir risk yönetimi olacaktır.

Bu bilgilendirme yazısının hekimlerin bu taleplerini objektif olarak dile getirmelerine katkı sağlamasını dileriz.

Dr. Öğr. Üyesi Av. Y. Tunç Demircan

Prof. Dr. A. Coşkun Yorulmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Open chat