Covid – 19 | Acilde Malpraktis Risk Yönetimi-l

Tıbbi Girişimler Nedeniyle Hekimin Ceza ve Tazminat Sorumluluğu

Böyle bir başlıkla yazılmış çok yazı okuduk. Maalesef her şey birden değişti ve yepyeni kavramları, farklı bakım standartlarını, farklı sorumlulukları konuşmamız gerekli. Bu nedenle belirli aralıklarla ama sık olarak, yaşanılan güncel sorunlar ve gelecek yansımaları ile ilgili hekim savunma stratejisine katkı sağlayacak medikolegal risk yönetimi kapsamındaki ilk yazımızı sizlerle paylaşıyoruz.

COVID-19 hasta stresi ile bunalmış ve virüsü kapma riski taşıyan acil servis hizmet sağlayıcıları da maalesef virüse ve tıbbi malpraktis davalarına karşı bağışık değiller.

Pandemi Döneminde Hekimler Malpraktis Davalarının Uzağında Tutulabilir Mi?

Birçok acil hekimi, hemşiresi ve hastane “tıbbi sistemin COVID-19 salgınının yarattığı muazzam ihtiyaçları karşılamak için yeterince hazırlıklı olmadığı” ortamda görev yaptı, yapıyor. Dünya tarihinin en önemli tıbbi felaketlerinden biri olarak tanımlanan pandemiye mutlak hazır olmak da mümkün görünmüyor. Dünyanın alkışladığı sağlık ordumuz bu başarısı nedenli olarak, muazzam salgının olası yasal kötü uygulama, ihmal iddialarından muaf değil.

Bu sorun için olumlu temenni bir beklentinin ötesinde değil. Bu beklenti, özellikle Sağlık Bakanlığı’na bağlı birimlerde ve Vakıf Üniversitelerinde, Sağlık Bakanlığı aleyhine açılacak olası tıbbi malpraktis davalarında, Bakanlığın hekimler aleyhine “rücu hakkını” kullanmaması şeklinde olabilir. Zaman zaman bu tip uygulamalar olduğu biliniyor.

 

Bunun dışında yasal olumlu bir bilgi bulunmamakta. Olumlu bir bilgi, tıbbi mesuliyet sigortalarımızın bu dönemde branşlarımızdan bağımsız olarak geniş ölçekli kapsayıcı olacağı. Bu bilgi geçmiş deneyimlerle test edilmiş bir bilgidir.

Yine çoğunluğu idareye karşı açılacak bu davalarda; sürecin ağırlığı ve acil durum oluşturması dikkate alınarak, idarenin sorumluluğunun, ancak çok büyük ihmaller görüldüğünde gündeme geleceği bilgisidir. Bu bilgi de geçmiş deneyimlerle test edilmiş bir bilgidir.

İdarelerin özellikle bir öncelik belirleme uygulaması kapsamında triaj algoritmalarını, enfekte hastalarla, iskemik kalp hastalığı, inme, travma gibi covid-19 dan bağımsız acil durumları ayırmaya yarayacak şekilde geliştirmiş olmaları beklenecektir. Virüsün inme, kalp krizi gibi durumları taklit eden klinik bulguları, acillerdeki potansiyel malpraktis iddialarının da önemli bir kısmını oluşturacağı ön görülmektedir.

Covid-19 Tıbbi Uygulamalarda Bilimsel Standartlar

Yukarıda sözü edilen olumlu yansımalardan yararlanılabilmesi için, düzenli yayınlanan Bilim Kurulu Rehberlerinin idare ve sağlık çalışanlarınca kronolojik sırada güncel takibi ve uygulanması zorunludur. Bilindiği gibi pandemi sırasındaki bakım standartları konusunda geçmişe dayalı yaygın uygulama bilgileri bulunmamaktadır. Bu nedenle Bakanlığın yayınladığı rehberlerin bakım standardı olarak ele alınacağı açıktır. Elbette bu rehberler de süreçte hızla yenilendiği için her bir olay ilgili tarihteki rehber esas alınarak değerlendirilecektir. Başka bir anlatımla, uzun zamandır ilk kez yaşanılan bu çaptaki salgında davacı taraf avukatlarının “benzer bir olgu için ortalama dikkate sahip bir hekimin uygulaması gerekli dikkat ve özenin ölçütü” beklentisinin karşılığı rehberler olacaktır.

Acil hekimlerine covid-19 ile ilgili potansiyel tıbbi malpraktis iddiaları, tanı konulmasındaki güçlükle başlamaktadır. Özellikle başlangıçta sayısal yetersizliği olan PCR gibi tanı testlerinin geç sonuç vermeleri ve yanlış negatif oranlarının yüksek olması, meslektaşlarımızı “hatalı tanı” iddiaları ile karşı karşıya getirmiştir. Diğer taraftan yatış endikasyonu ya da yoğun bakım endikasyonu konusunda başarısız olunduğu iddiaları da hatalı tanı iddialarını izlemiştir. Hastalığın klinik seyri hala stabil değildir. Sürecin nasıl ilerleyeceği ön görülememektedir. Hastalığın doğal seyri ve bu konudaki tıp biliminin yetersizliğinin sorumlusu elbette hekimler olmayacaktır.

Covid-19 Bilgilendirilmiş Rıza

İlk anda özellikle hastanelere yüksek oranda başvuru olduğu dönemde durumları görece ciddi olsa dahi bu hastaların evde bakım ve izolasyonlarının sağlanması zorunluluğu doğmuştur. Bu dönemde de evde durumları beklenmedik şekilde kötüleşen hasta ve yakınlarının ihmal iddiaları artmıştır. Bu riskli durum için önlem olarak tarafımızdan hızla çok iyi bilgilendirme içeren ve Sağlık Bakanlığının tavsiyelerini refere eden bir aydınlatılmış onam formu örneği oluşturulmuştur.  Bu formun ekinde evde izolasyon koşulları ve durumu kötüleşen hastaların yapmaları gerekenleri anlatan Sağlık Bakanlığı broşürü bulunmaktadır. Formun son kısmı hastanın izolasyonu bozması halindeki yasal sorumluluklarını anlatan bilgilendirme ile tamamlanmıştır.

 

Tıbbi durumun aciliyetine paralel aydınlatma yükümlülüğümüzün ağırlık düzeyi azalmaktadır. Ancak pandemi döneminde bazı hususlarda aydınlatma yükümlülüğümüzün ispatı açısından farklı yazılı onam formlarına da gereksinim olmuştur. Covid-19 dışında hastaların çok gerekli olmadığı sürece sağlık kuruluşlarına başvurmaması istenmiştir. Ancak uzayan süreçle birlikte bu durum uygulanamaz hale gelmiştir. Hastalar ne kadar bekleyecektir? Hatta bu nedenle iskemik kalp hastalığı, aort diseksiyonu, inme, beyin kanaması gibi bazı hastaların evlerinde ölmüş olma ihtimali yadsınamamaktadır. Bu nedenlerle bir yandan da elektif olmayan girişimlerin ya da doğum gibi pandemi ile ilişkili olmayan durumların tedavisi sürdürülmeye çalışılmıştır. Bu hastalar için yine Sağlık Bakanlığı’nın bilgilendirmeleri referans alınarak; alınan tüm önlemlere rağmen hastanelerde tedavileri sırasında Covid-19 açısından artmış bir risk bulunduğu konusunda onam formlarında bilgilendirme yapılmıştır. Bu bilgilendirme refakatçileri de kapsamaktadır. Bu önlemlerin tamamı “Hastama Covid-19 sizin sağlık kuruluşunda bulaştı” iddialarının risk yönetimi amaçlıdır.

“The force majeure” olarak bilinen “Mücbir Sebep” hukuk ilkesi elbette kapsayıcı bir kavram olarak devreye girecektir. Elbette yaşanan sorunların sorumlusu pandemidir. Türkiye’de bizim duyabildiğimiz, sosyal medyaya yansıyan ilk hasta şikayeti; “koruyucu ekipman kullanmayan kardiyoloğundan kendisine Covid-19 bulaştığını” iddia eden hasta ile ilgili idi. Bu ekipmanları kullanmayan hekimin, bu tedariki sağlamayan idarenin sorumluluğu elbette tartışılacaktır. Elbette idareler de mücbir sebepleri açıklayıp tedarikçi firmaların, yasal otoritenin ihmalini öne sürebileceklerdir.

Böylesine ağır bir tıbbi felaket sonrası sürecin çok başarılı yönetildiği ülkemizde dahi bazı “yaratıcı fikirli” avukatların hekimler ya da Sağlık Bakanlığı aleyhine şu an aklımıza dahi gelmeyen ihmal davaları açacağı konusu sürpriz olmayacaktır. Zira iş kazası, meslek hastalığı gibi konularda hak kaybına uğrayacak, işini kaybetmek durumunda kalacak, sevdiklerini kaybedecek birçok insanın sağlık siteminden şikayetleri olması kaçınılmazdır. Elbette bu dönemde hatalar da yapılmıştır. Hataların sorumlulukları da yerine getirilmelidir. Şu bilinmelidir ki etik olarak eksiği bulunmayan canları pahasına ülkemizi korumaya çalışan sağlık çalışanlarının savunması için “Medikolegal Savunma” alanında çalışan meslektaşlarımın da daha az “yaratıcı” olmayacağı bilinmelidir. 

Covid-19 Bilirkişi Sorumluluğu

Elbette bu davalar aylar yıllar sonra gündeme gelecek ve bazılarının bu krizi hatırlamamak, hiç olmamış gibi davranmak şeklinde fantezileri olacaktır. Meslektaşlarımın, bilirkişilerin sorumluluğu; bu ağır şartları unutmamak ve mahkemelerde hukukçulara yansıtmak olacaktır.

Pandemi döneminde hazırlıksız olduğumuz, “ekip ve ekipman eksikliğini kanıtlayan” davacı avukatlarınca iddia edilebilir. Böyle durumlarda bu eksikleri sağlamak için olan gayretleri belgelemek zorunludur. Bir doğal afete karşı hazırlık yapmakla, hazır olmak aynı şey değildir. Buna tam hazır olamazsınız. Başarısızlığın ihmalden değil, pandeminin önlenemez bir komplikasyonundan kaynaklandığını kanıtlamak bilirkişilerin sorumluluğu olacaktır. Bilirkişilerin bu dönem için tıbbi kayıtların eksiz olmasını beklemesi, retrospektif değerlendirmeler yapması kabul edilemez büyük hata olur.

Bilirkişi acilde atlanmış bir “iskemik kalp hastalığı komplikasyonunu” her zamanki bilimsel standartlarla değerlendiremez. Yine bir menenjit olgusunda “triajın ne kadar sürdüğünü triaj kartlarında göremiyorum” diye eksiklik belirtmemelidir.

COVID-19 Döneminde Hekimleri Malpraktis Davalarına Karşı Nasıl Bağışık Yapabiliriz?

Bizim endişemiz bu haksız davaların kazanılamayacağı değildir. Hukuk sistemimizde davalı olmak başlı başına bir cezaya dönüşebilmektedir. Bu nedenle önemli olan bu davaların hiç açılmamasıdır. Elbette yukarıda kısmen sözü edilen “Medikolegal Risk Yönetimi” bu amaca hitap edecektir. Ancak daha fazlası zorunludur.

Malpraktis iddialarına yönelik tazminat davaları, özel hastanede görevli hekimler bakımından tüketici mahkemesinde, devlet veya üniversite hastanelerinde görevli hekimlere yönelik de idare mahkemesinde görülmektedir. Hukuk sistemimizde belli başlı uyuşmazlıklar bakımından zorunlu arabuluculuk sistemi getirilmiştir. Malpraktis iddialarına yönelik ise ihtiyari arabuluculuk sistemi uygulanabilmektedir ancak bu durum taraf iradesine bırakılmıştır. Bu aşamada bir çözüm; malpraktis iddiaları bakımından da zorunlu arabuluculuk sisteminin uygulanması olabilir. Böylece gerektiğinde “güvenli özür dileme” ile taraflar arasındaki iletişim de daha sağlıklı sağlanabilir. Bir diğer çözüm önerisi ise; pandemi sürecinin sonlanması ya da hayatın olağan akışına dönmesi ile birlikte; sürecin takipçisi ve bir noktada yönlendiricisi olan Bilim Kurulu’na hukukçu ve adli tıp uzmanları dahil edilmeli ve özellikle COVID-19 kaynaklı malpraktis iddialarını öncelikli değerlendirecek Sigorta Tahkim Komisyonu veya Tüketici Hakem Heyeti gibi bir sistem oluşturulmalıdır. Böylece bir taraftan yargı mercilerinin pandemi sonrası artacak iş yükü hafifletilebilecek, yargıda hedef süre sistemine de hizmet edilebilecektir.

Sağlık Bakanlığı’nın 17.3.2020 tarihli  Elektif İşlemlerin Ertelenmesi ve Diğer Alınacak Tedbirler konulu resmi yazısının 9. Maddesinde; ”Salgın sürecinde tüm hekimlerin, diğer sağlık çalışanlarının ve diğer kurum çalışanlarının branşı ve çalıştığı birim fark etmeksizin, ilgili hastaların görüldüğü birimlere gerekli desteğin sağlanması konusunda kurum yöneticilerinin uygun planlamaları yapması” belirtilmiştir. Pandemi sebebiyle hekimler, branş dışı ya da farklı kurumlarda görevlendirilebilmektedir. Bu noktada hekimlerin COVID-19 nedeniyle yaptıkları tıbbi uygulamalara ilişkin ileride ortaya çıkacak tazminat taleplerinin Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında olup olmadığı gündeme gelmektedir. 21.07.2010 tarihinde yayımlanan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nda ve 2014 yılında yapılan düzenlemelerle bu hususa açıklık getirilmiştir. A.1 maddesinde sigortanın konusu ve kapsamı şu şekilde belirtilmiştir:

  • Serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar
  • Poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa etme
  • Sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlar (*sözleşme süresi içinde yapılan talepler) (*Ancak on yıllık dönemin başlangıcı 30 Temmuz 2009’u geçemez ve bir aydan fazla sigortasız kalınan dönemlerde meydana gelen olaylara bağlı olarak sigortalı dönemlerde yapılan ihbarlar için sigorta koruması yoktur.)
  • Tazminat talepleri, bu taleple bağlı yargılama giderleri, hükmolunacak faiz ve makul giderler
  • Poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlama

 

26.07.2014 tarihinde A.1 maddesine eklenen yeni düzenlemeler ise COVID-19 kapsamındaki görevlendirmelere ilişkin bize bilgi vermektedir. Şöyle ki;

  • Kamu sağlık kurum ve kuruluşlar bünyesinde görevli sigortalının naklen atama, geçici görevlendirme ve sair sebeplerle anılan kuruluşlar içinde mesleğini yürütmesi halinde yeni sözleşmeye ve ek prime ihtiyaç duyulmaz.
  • Bu poliçe, kamu sağlık kurum ve kuruluşunda çalışan sigortalının kendi görev yeri ve branşı dışında da olsa ilgili mevzuat çerçevesinde görevlendirildiği yer ve branşlardaki faaliyetlerini de ilave sözleşme düzenlenmeksizin veya prim tahsil edilmeksizin kapsar. 
  • Aile hekimlerinin acil sağlık hizmeti sunmak üzere görevlendirilmeleri durumunda sigortalının mevcut poliçesi, söz konusu mesleki faaliyetleri ilave sözleşme düzenlenmeksizin veya prim tahsil edilmeksizin kapsar.

 Gelecek on yıldaki covid-19 dönemi iddialarını da kapsayacak kapsamlı bir koruyucu  tıbbi mesuliyet sigortamız olduğu görülmektedir. Elbette önemli bir diğer husus; hekimlerin uzmanlık alanları dışında farklı kurumlarda ya da branşlarda görevlendirilmeleri sürecinde; idare eğitim vermekle ve denetlemekle yükümlüdür. Pandemi sonrası ortaya çıkacak COVID-19 kaynaklı tıbbi kötü uygulama iddialarında sorumluluk salt hekimin değildir. Olağanüstü bir dönemde olağanüstü çabayla hizmet veren hekimlerin hak ve sorumlulukları konusunda, bağlı bulundukları özel ya da kamu kurumlarının da sorumluluklarının değerlendirilmesi ve hekimlere gerekli güvencenin sağlanması gerekir. Sevdiklerinden, evlerinden uzakta, zor şartlarda üstün çaba ile kutsal görevlerini ifa eden hekimlerimizin bir taraftan da olası malpraktis davalarının korku ve baskısını hissetmeleri, verilen hizmetin kalitesini ve çalışan performansını da etkileyeceği unutulmamalıdır.

Yorulmaz Medikolegal Ekibi

 

 

 

Open chat